Cinler, melekler ve şeytanlar gibi akıl ve duyu organlarımızla kavrayamadığımız, görünmeyen varlıklardandır. Cin'in sözlükteki manası gizliliktir, görünmeyen gizli varlıklar demektir. İnsanları, dağları, taşları, ağaçları, yerleri, gökleri, denizleri ve nehirleri yaratan Allah, tıpkı bunlar gibi birer yaratık olan cinleri de yaratmıştır. Cinler de Allah'ın yarattığı tüm varlıkların gözle görülmeyen fertlerdir. Kuran'dan öğrendiğimize göre asıl maddeleri ateştir.

"Cin" ve "Can" kelimelerinin anlattığı gözle görülmeyen varlıklar, Kuran'da "ins" kelimesinin karşılığı olarak da kullanılır. Bu anlamda "ins" gözle görülen akıllı ve mükellef varlıkları, "cin" ise gözle görülmeyen akıllı, mükellef varlıkları temsil eden kelimelerdir. Kuran'da 30'dan fazla ayette cinden bahsedilir. 72. surenin adı "Cin Suresi"dir. Mutlak bir varlık olarak cinlerin inkarı İslam inancına göre mümkün değildir. Cinlerin gözle görülmedikleri yok oldukları anlamına gelmez.

Cinlere her toplumda farklı isimler konulmuş, farklı nitelendirmelerde bulunulmuştur. En ilkel toplumlardan, en gelişmiş toplumlara kadar her ülke kültüründe, mitolojisinde de yer alan bu varlıklar, cinler ve periler olarak adlandırılmıştır. Hatta günümüzde aynı varlıklara "uzaylılar" denmektedir. Başta Müslümanlık olmak üzere semavi dinlerde de bu varlıklardan bahsedilmektedir. Kuran'da cin olarak bahsedilen bu varlıklara Batı´da ``genie'' ve ``genius'' denilmektedir.

Cinlerin de erkekleri ve dişileri vardır, onlar da ürerler ve ölürler. Akıl ve irade sahibidirler. Onlar da insanlar gibi emir ve yasaklara uymak Allah'a ibadet etmek için yaratılmışlardır. İnsanların peygamberleri onların da peygamberleridir. İçlerinden cennetle nimetlendirilecekler olduğu gibi cehennemle de azablandırılacak olanları vardır.

 

Farklı kültürel seviyelerdedir. Hz.Süleyman devrinde ileri derecede bilimsel ve sanatsal etkinlikleri görülmüştür. Orduda yer aldıkları gibi, mühendislik, ustalık ve dalgıçlık görevi yapmışlar, heykeller, büyük havuzlar ve sabit kazanlar inşa etmişlerdir. Günümüzde laboratuvar düzeyinde çalışmaları yapılmakta olan, eşyanın ışınlanmasına sahip bilgiyi onlar bundan üç bin yıl önce elde etmişlerdi.

Işınsal vücut yapılarından kaynaklanan hızları, engelleri aşma özellikleri yönünden üstünlükleri vardır.

Cinler, ne geleceği bilirler ne de kendileri dışında olan olayları bilebilirler. Gayb bilgisi Allah'a mahsustur.

Bilinmelidir ki cinlerin müminleri, insanların müminleri gibi bizim kardeşlerimiz, dostlarımızdır.

Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiç bir bilgiye dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular. O ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir, uzaktır. (En'am Suresi, 100)

Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak. (En'am Suresi, 112)

Onların tümünü toplayacağı gün: "Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize kullar) edindiniz" (diyecek). İnsanlardan onların dostları derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim için tesbit ettiğin süreye ulaştık." (Allah) Diyecek ki: "Allah'ın dilediği dışta olmak üzere, ateş sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin, hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir. (En'am Suresi, 128)

Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: "Nefislerimize karşı şehadet ederiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kafir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler. (En'am Suresi, 130)

(Allah) diyecek: "Cinlerden ve insanlardan sizden önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin." Her bir ümmet girişinde kardeşini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca, en sonra yer alanlar, en önde gelenler için: "Rabbimiz, işte bunlar bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat arttırılmış bir azab ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz" diyecek. (Araf Suresi, 38)

Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

Rabbinin rahmet ettikleri dışında. Onları bunun için yarattı. Böylece Rabbinin (şu) sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin) tümüyle dolduracağım." (Hud Suresi, 119)

De ki: "Eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler." (İsra Suresi, 88)

Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir. (Kehf Suresi, 50)

Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı. (Neml Suresi, 17)

Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi. (Neml Suresi, 39)

Eğer Biz dilemiş olsaydık, her bir nefse kendi hidayetini verirdik. Fakat Benden çıkan şu söz gerçekleşecektir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan (İnkâr edenlerle) tamamıyla dolduracağım." (Secde Suresi, 13)

Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık. (Sebe Suresi, 12)

Böylece onun (Süleymanın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkca ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde kalıp-yaşamazlardı. (Sebe Suresi, 14)

(Melekler) Derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz Sensin, onlar değil. Hayır, onlar cinlere tapıyordu ve çoğu onlara iman etmişlerdi." (Sebe Suresi, 41)

Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir. (Saffat Suresi, 158)

Biz onlara birtakım yakın-kimseleri 'kabuk gibi üzerlerine kaplattık,' onlar da, önlerinde ve arkalarında olanları kendilerine süslü gösterdiler. Cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce gelip-geçmiş ümmetlerde (yürürlükte tutulan azab) sözü onların üzerine hak oldu. Çünkü onlar, hüsrana uğrayan kimselerdi. (Fussilet Suresi, 125)

İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan kendilerinden evvel gelip-geçmiş ümmetler içinde (azab) sözü üzerlerine hak olmuş kimselerdir. Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır. (Ahkaf Suresi, 18)

Hani cinlerden birkaçını, Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: "Kulak verin;" sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler. (Ahkaf Suresi, 29)

Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)

Cann'ı (cinni) da 'yalın-dumansız bir ateşten' yarattı. (Rahman Suresi, 15)

Ey (yeryüzüne yükletilmiş) iki ağırlık (olan ins ve cin), yakında (ahirette hesabınızı görmek üzere) sizin için de vakit bulacağız. (Rahman Suresi, 31)

İşte o gün, ne insana, ne cinne günahından sorulmaz. (Rahman Suresi, 39)

Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur. (Rahman Suresi, 56)

De ki: "Bana gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: -Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik" (Cin Suresi, 1)

"Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık." (Cin Suresi, 5)

Eğer onlar (insanlar ve cinler), yol üzerinde 'dosdoğru bir istikamet tuttursalardı', mutlaka Biz onlara bol miktarda su içirir (tükenmez bir rızık ve nimet verir)dik. (Cin Suresi, 16)

Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas'tan Allah'a sığınırım). (Nas Suresi, 6)

 

İman etmeyen cinler insanlarla iç içe yaşadıklarından birçok kimsenin ne durumda olduklarını bilirler ve cinler kendi aralarında birçok insan ile ilgili konuşmalar yaparlar. İnsanların manevi olarak hassaslaştığı, sıkıntılı olduğu dönemlerde, kalplerine ve beyinlerine hükmederek özellikle vesvese yolu ile sıkıntı verirler, insanları yanlış yollara sevk etmek için yönlendirirler, onları imanlarından uzak tutabilmek için ellerinden ne geliyorsa yaparlar. Kimi insana vesvese ile, kimisine görünmek sureti ile kendilerini hissettirirler. Dinimizde haram olan büyü türü işleri oyunlarına alet edebilirler.  Ancak şu unutulmamalıdır ki  cinlerin hayatımıza müdahale yetkileri yoktur. Allah'ı zikreden ve Allah'a sığınan müminler üzerinde cinlerin hiçbir etkileri yoktur.

Yüce Rabbimiz Kuran'da Nas Suresi'nde şeytandan, büyücülerden ve cinlerden korunmak için Kendisi'ne sığınılmasını bildirmiştir.

"De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.

İnsanların malikine,

İnsanların (gerçek) ilahına;

'Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden.

Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar);

Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas'tan Allah'a sığınırım)." (Nas Suresi, 1-6)

İşte bu yüzden Allah'a tevekkül eden salih bir mümin ne cinlerden ne şeytandan korkar. Allah'ın dilemesi dışında hiçbir varlığın kendisine zarar veremeyeceğini bilmenin huzurunu ve güvenliğini yaşar.

Gayb, insan hissinin ve bilgisinin idrak edemediği ve ulaşamadığı gizli şeylerdir. Gaybın bilgisi yalnızca Allah Katındadır. Cinler gaypten haber vermez. Kimi tarotçular, astrologlar gelecekten haber verdiklerini iddia ederler. Ancak bu kesinlikle bir uydurmadır. Gaybın anahtarı sadece Allah'tadır. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirir:

" Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır. "(Enam Suresi,59)

 

Yüce Allah Kuran'da falın, büyünün insanı Allah'ı zikretmekten alı koyan şeytanın işi olan pislikler olduğunu bildirmiş bu yüzden bunları haram kılmıştır:

"Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz." (Maide Suresi, 90)

Günümüzde insanların büyük bir bölümü, dünya üzerinde yaşanan kavgalardan, çekişmelerden ve bencilliklerden uzaklaşmanın, huzur, güven ve barış içinde bir hayat sürmenin yollarını aramaktadır.
Bu arayış içindeki bazı kişiler özledikleri huzur ve mutluluğu, Hinduizm ve Budizm gibi dinlerde bulabileceklerini zannederler. Doğu dinlerinin gizemli ve mistik havası, meditasyon benzeri uygulamaları ve bu dinlere mensup olan kişilerin genel görünüm ve üsluplarındaki farklılık, bazı kişilerin bu dinlerden etkilenmelerine neden olmaktadır. Ancak bu dinlerin akıl ve mantıkla çelişen birçok düşünce ve uygulamaları bulunmaktadır. Son zamanlarda ülkemizde de gündeme gelen Karma inancı, bu batıl dinlerin önemli bir özelliğidir. Karma felsefesi, insanları bazı olumlu ahlaki özelliklere özendirmektedir ancak bunun yanında birçok sapkın ve batıl inancı da içermektedir.İşte Reenkarnasyon inancı da Karma Felsefesiyle doğmuş yanlış bir inanıştır.

Görüldüğü gibi, Karma'da ahiret inancı yoktur, bunun yerine sürekli ölüp, tekrar dünya hayatında aynı ruhla, fakat yeni bir bedenle dirilme inancı vardır. Ancak bu, Kuran'da Allah'ın bildirdikleri ile çelişen batıl ve sapkın bir inançtır.

Bu felsefede dikkan çeken bir başka sapkın inanç ise, insanın bir ilah olarak da doğabileceğine inanılmasıdır. (Allah'ı tenzih ederiz) Bu, tarih boyunca inanılan en batıl ve gerçekdışı iddadır. Hiçbir insan ilah olamaz, ayrıca tek bir İlah vardır ve O doğurmamış ve doğurulmamıştır. Tek ilahımız ve yaratıcımız olan Allah, bu gerçeği Kuran'ın İhlas Suresinde şöyle bildirir:

De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (her şey O'na muhtaçtır, daimdir, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğrulmamıştır. Ve hiç bir şey O'nun dengi değildir. (İhlas Suresi, 1-4)

Kuran'da Reenkarnasyon Yoktur, Ölüm Ve Dirilme Bir Keredir

Reenkarnasyon hiçbir ilahi kaynağa dayanmayan batıl bir inançtır. Ancak sadece Hint dinlerinde değil, dünyanın her yerinde reenkarnasyona inanan, daha doğrusu "reenkarnasyonun doğru olmasını isteyen" insanlar bulunmaktadır. Çünkü dine inanmayan, ahiretin varlığını inkar eden, ölümden sonra yok olmaktan veya sonsuza kadar cehennemde kalmaktan korkan insanlar reenkarnasyonu bu korkularını yenmek için bir yol olarak görürler. Çünkü reenkarnasyonun temelinde de ölümden korkmamak gerektiği ve insanın yeniden doğuşlarla arzularına ulaşabileceği yönünde gerçekdışı bir telkin yatmaktadır.

Oysa Kuran'da ölmenin ve dirilmenin bir kez olduğu bildirilmektedir. Her insan dünyada sadece tek bir hayat yaşar, bu hayatından sonra ölür ve ölümünden sonra tekrar diriltilerek, dünyada tüm yapıp ettiklerine göre sonsuza kadar cennette veya cehennemde yaşar. Yani insanın bir dünya hayatı, bir de sonsuza kadar yaşayacağı ahiret hayatı vardır. İnsanların öldükten sonra dünya hayatına geri dönmeyecekleri ise Kuran'da çok açık olarak bildirilmektedir:

Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler. (Enbiya Suresi, 95)

Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin. Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır. (Mü'minun Suresi, 99-100)

Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi, insanların bir bölümü ölüm kendilerine geldiğinde, tekrar dirilme ümidi içinde olacaklardır. Ancak, kendilerine bunun kesinlikle mümkün olmadığı o an açıklanacaktır.

Allah bir başka ayetinde ise, ölümün bir kez olduğunu bildirir. Bu ayette cennet ehli, bu ilk ölümlerinden başka ölüm tatmayacaklarının ve azaba da uğratılmayacaklarının sevincini ifade etmektedirler:

"Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz? Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?" Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir. Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır. (Saffat Suresi, 58-61)

Bir başka ayette ise ilk ölümden başka bir ölüm tadılmayacağı şöyle bildirilir:

Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur. Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur. (Duhan Suresi, 56-58)

Yukarıdaki ayetler, ölümün sadece bir kez olduğunun görülmesi açısından son derece açık ve kesindir. İnsanlar her ne kadar ölüm ve ahiret korkularını yenmek ve kendilerini teselli etmek için reenkarnasyon gibi batıl inançları kabul etmek isteseler de, gerçek olan öldükten sonra bir daha dünyaya gelmeyecekleridir. Her insan sadece bir kez ölecektir ve bu ölümünden sonra, Allah'ın takdiri olarak sonsuza kadar yaşayacağı ahiret hayatı başlayacaktır. Allah her insanı dünyada yaptığı iyilik veya kötülüklere göre, cennetle ödüllendirecek veya cehennemle cezalandıracaktır. Allah, sonsuz adalet sahibi, sonsuz merhametli ve şefkatli olandır ve herkese yaptığının karşılığını eksiksiz olarak verecektir.

Ölümden veya cehenneme gitme ihtimalinden korkarak, batıl inançlarda teselli aramak ise hiç şüphesiz insana çok büyük bir yıkım getirir. Akıl ve vicdan sahibi bir insan, bu yönde bir korkusu varsa, cehennem azabından kurtulup cenneti umabilmek için samimi bir kalple Allah'a yönelmeli ve insanlar için tek hidayet rehberi olan Kuran'a uymalıdır.

 


© 2004 Muhammed Hasenoğlu www.muhammedhasenoglu.com
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.
danisma@muhammedhasenoglu.com